Kur’an-ı Kerim’in Gücü ve Büyüklüğü

Kur’an-ı Kerim‘in Gücü ve Büyüklüğü

19.yüzyılın sonlarında İngiliz Sömürgeler Bakanı William Ewart Gladstone’nun Kur’an-ı Kerim ile ilgili sözlerini hatırlamak icabet ediyor. Ne demişti Gladstone; ”Eğer bu kitabı Türklerin elinden alamazsak, onları asla yenemeyiz!”. ”Dünya kadar onun hafızı yetişir, her gün sabah okurlar ama bu bizim içimize ne anlatıyor? Ne zaman kitaptan kurtulacağız, ne zaman, ne zaman artık içimizin söylediği şeyleri dinleyeceğiz? Kitap bir rehberdir. Hep körler gibi birine arkadan takılarak gidilmez ki…” diyerek FETÖ’nün terörist lideri bunu ilan etmişti. Çünkü İslamiyet ile ilgili gizli kapaklı çalışmalara çok önceden başlamıştı Batı.
Kur'an-ı Kerim'in Gücü ve Büyüklüğü - @chalilozdemir

Peki ama İngilizler Kur’an-ı Kerim‘i nasıl alıcaktı Müslümanların elinden?

Bunun çok basit bir yolu vardı. Bir Müslümanın Kur’an-ı Kerim’i okuyarak gerçek manasını kavrayamayacağı fikri yayılmaya başlandı. Yapılan propagandaya göre ancak kendini vakfetmiş kişiler bunu anlayabilirdi Kur’an-ı Kerim‘i ve onlardan dinlemek gerekirdi ayetlerin ne anlama geldiğini. Aslında amaç çok açıktı, anlamını kendi başına kavraman mümkün değil diyerek, Kur’an-ı Kerim’i milletin elinden almak ve sadece duvarda asılı kalmasını sağlamaktı. Bunu yaptıktan sonrası kolaydı. Batı kendine bir ruhban sınıfı oluşturarak İslamiyet’i dönüştürecekti. Özel yetiştirilmiş ajanlar ve devşirmeler ile nifak sokacaktı, soktu da.

Onlar, millete Batı’nın istediği yönde anlatmaya başladı Müslümanlığı. Farklı ülkelerde, farklı isimlerde, farklı hareketler çıktı birbirinin ardından. Taraftarlar topladılar veya var olan hareketleri ele geçirdiler, dönüştürdüler. İnançlarını ele geçirdikleri toplumların sahibi haline geldiğini görmüştü Batı. Onun için buna odaklandı. Perde arkasında emperyalizme hizmet eden ve birçoğunun ajan olan kişilerin peşinde koşturuldu kitleler. Cehenneme giden yol iyi niyet taşları ile örülüyordu hep ve o iyi niyet kullanıldı.

İslam Dünyası, özellikle Orta Doğu içten içe işgal edildi. Bu coğrafyada kim başını kaldırsa, hep Batı eliyle yetiştirilen veya devşirilen isimler sokuldu devreye. Gerçek yüzünü bilmeden onlara bağlanan kitleler harekete geçirildi. Örneğin; Osmanlı, tam bu yolla parçalandı. Onun küllerinden doğan Türkiye’de de aynı oyun oynandı.

Kur’an-ı Kerim için Türkiye’ye oynanan oyun neydi?

Yaklaşık 40 yıl önce kurulan Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) bunu son örneklerinden biri oldu. Emperyalizme hizmet etmekti FETÖ’nün amacı. Dinlerarası Diyalog diyerek Batı’nın istediği bir inanç sistemini yerleştirmekti. FETÖ’ye göre Kur’an-ı Kerim okumaya gerek yoktu, boşa zaman kaybıydı. Fethullah Gülen’in kitaplarına bakmak yeterliydi. Amaç tıpkı Batı’nın istediği gibi Kur’an-ı Kerim’i Müslümanların elinden almaktı.

”Dünya kadar onun hafızı yetişir, her gün sabah okurlar ama bu bizim içimize ne anlatıyor? Ne zaman kitaptan kurtulacağız, ne zaman, ne zaman artık içimizin söylediği şeyleri dinleyeceğiz? Kitap bir rehberdir. Hep körler gibi birine arkadan takılarak gidilmez ki…” diyerek Truva Atı gibi davrandı Fethullahçı Terör Örgütü. Kimsenin karşı çıkmayacağı, çıkamayacağı söylemlerle ambalajladı kendisini. Böyle taraftar kazandı. Eğitimde de, hizmette de yardım dedi. Kuzu postuna börümüş kurttu oysaki. Zaman ayarlı bir bombaydı FETÖ.

Türkiye’de FETÖ ne zaman aktif oldu?

Türkiye'de Darbeler - Kur'an-ı Kerim - @chalilozdemir

Özellikle 80’li yıllardan sonra aktör oldu Türkiye gündeminde. 12 Eylül Darbe’sinde Kenan Evren’e sınırsız destek verdi. cennetlik olarak nitelediği darbeci Evren için “Aleyhinde konuşanın ağzını kırarım” demişti. Gülen inanan kesimlerin üzerinden adeta silindir gibi geçen 28 Şubat sürecinde de destekledi. Darbecilere omuz verdi. Necmettin Erbakan’a beceremediniz artık bırakın diye seslendi o kara günlerde. Türkiye tarihin en kullanışlı örgütlerinden biri oldu FETÖ. Bukalemun gibiydi, her ortama uyum sağladı. Batı’dan ve güneydeki sevdiği ülkeden gelen her emri eksiksiz yerine getirdi.

IMF’ye olan borcunu ödeyen, milli silahlarını yapmaya başlayan, mega projelere hız vererek tarihi adımlar atan Türkiye’yi zayıflatmak için biçilmiş kaftandı. 2013’ten itibaren yoğun bir şekilde devreye sokuldu FETÖ. 7 Şubat Mit krizi, gezi ayaklanması, 17-25 Aralık kumpası, 15 Temmuz Darbe girişiminde başrol verildi. Diğer terör örgütleri ile iş birliği yaptırıldı, ama millet her şeyin farkındaydı. Başaramadılar, Türkiye’yi işgal edemediler.

İngilizlerin oynadığı Oyun sadece Türkiye’de mi vardı?

”Haçlının ülkenizi işgal etmesi hiç tehlikeli değildir… Bir kere onlar sizin kadınınıza, kızınıza ilişmezler… Mabedinize ilişmezler, ilişmemiş Haçlılar…” diyerek FETÖ başı Haçlılara fetva verdi. Türkiye’de Fethullahçı Terör Örgütü’nü kuranlar, başka ülkelerde de benzer yapılanmaları devreye soktular.

Irak Dosyası

İsminin Kürtçe anlamı “Ben hiç birşey bilmiyorum” olan Kesnizaniler onlardan biridir. Yaklaşık 40 yıl önce FETÖ’yü üreten güç Irak’ta da onlara el verdi. Kurucusu Şeyh Abdülkerim Kesnizani idi. Onun ölümünün ardından yerine Muhammed Kesnizani geçti. Oğul Kesnizani örgütünü büyütmek için İngiliz anahtarı kullanmaya kara verdi. CIA ve MOSSAD ile çok iyi ilişkiler kurdu, böylece büyük güç kazandı.

Kesnizaniler kanlı rituelleriyle tanındı. Vücütlerının hayati bölgelerine kasatura, bıçak, kurşun giripte ölmeyen müridleri ile efsaneler yaydılar. Dilden dile yayılan bu efsaneler, özellikle askerleri çok etkiledi. Irak ordusunda çok büyük güç kazandı Kesnizani tarikatı. Saddam Hüseyin’inin etrafını bir ağ gibi sardı. İbrahim İzzet El-Duri o isimlerden biriydi. El-Duri Saddam’dan sonra Baas’ın en kudretlisiydi. Genel Kurmay Başkanı Mareşal Ayat Fethi El-Revi, Genel Askeri İstihbarat Başkanı Mareşal Vefik El-Samariyi, Hava Kuvvetler Komutanı Mareşal Hamid Şaban Kesnizani tarikati üyesiydi. Saddam’ın ilk eşi Sacide Keyrallah’ın da aralarında bulunduğu bazı aile üyeleride müridler arasındaydı.

Kesnizaniler Irak’ın işgalinde kilit bir rol oynadı. Tıpkı FETÖ gibi ülkedeki istihbarat birimlerini ele geçirdi. Devlet ile ilgili tüm gizli bilgileri CIA ve MOSSAD’a aktardı. Saddam Hüseyin’in 500’ün üzerinde Kesnizani üyesini öldüreceğini iddia edilerek motive edildi müridler. Amerika özgürleştirme adı altında işgale başladığında ilk önce güneyde müthiş bir direnişle karşılaştı. ancak sonrasında adeta ortadan kayboldu Irak Ordusu. Çünkü Irak Ordusu’ndaki Kesnizani üyelerine Amerikan işgaline karşı çıkmamaları emredilmişti. İşgalcilere bomba yağdırması gereken Irak Hava Kuvvetleri adeta sır oldu. Kilometrelerce yolu tek bir kurşun atmadan kat etti Amerikan Askerleri, Bağdat’a ulaştılar. Kesnizani anahtarıyla kolayca açtılar kilidi ve işgal ettiler Bağdat’ı. O günden beri bedel ödüyor Irak.

“Amerikalıların geldiği gün çok mutlu olmuştum… Amerikalıların Bağdat’a yaklaştığını duyduğumda çok mutlu olmuştum, bir balyoz aldım, meydana geldim, Saddam Hüseyin’in heykeline vurmaya başladım, onu yıkmak istiyordum… Heykel düşmeden önce bir asker yüzüne Amerikan Bayrağı koydu… Bunu kabullenemedim, ona Irak Bayrağı verdim… Ama sonra işler daha da kötüye gitmeye başladı… Yolsuzluk, çatışmalar, öldürme ve yağmalama vardı… Şimdi o heykelin olduğu yerden geçerken acı ve utanç hissediyorum… Kendime soruyorum o heykeli neden devirdim? Onu yeniden dikmek, yeniden inşa etmek isterdim…Yeniden dikmek isterdim, ama öldürülmekten korkuyorum…” diye açıklama yapmıştı o heykeli ilk balyozlayan Bağdatlı.

Hindistan Dosyası

Batı’nın faaliyet yürüttüğü bir başka ülke ise Hindistan’dı. Orada el verilen ise Kadiyanilik oldu. Kadiyanilik 19.yüzyılın sonlarına doğru Mirza Gulam Ahmed tarafından Kadiyan şehrinde kuruldu. Kıyamete dair haberlere dayayan mezhep diye tanındı. Gulam Ahmed, 1885’te kendisinin asrının müceddidi, yani dinin yenileyicisi olduğunu ilan etti. 1888’te Yüce Allah (C.C.)’ın kendisine taraftarlarından biat almasını ve bir cemaat oluşturmasını emrettiğini iddia etti. 1891 yılına gelindiğinde ise bir adım daha ileriye gitti. Aldığı vahiy istinaden kendisinin muntazar mehdi ve Mesih olduğunu öne sürdü. Tıpkı FETÖ’cülerin Gülen’i gördükleri gibi.

Gulam Ahmed, Hint Alt Kıtası’nda işgalci İngiliz Hükümeti’ne sadakati ile tanındı ve yükseldi. Adalet ve iyilik yıldızı olarak gördüğü Kraliçe’nin duacısı olduğunu açıklayan iki eseri vardı. 1899 yılında kaleme aldığı “Tuhfe-i Kayseriyye” ile “Sitare-i Kaysere”, yani Batı’ya sadakat konusunda Gülen ile çok benzeşiyordu. Fethullah Gülen de 1998 yılında yaptığı ziyarette Papa 2.Jean Paul’e bağlılıklarını bildirmişti. Sunduğu mektupta “Papa 4.Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Dialog için Papalık Konseyi Misyonu’nun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz…” demişti. Yanında bulunan Zaman Gazetesi eski sahibi Alahattin Kaya’da Papa’nın elini öpmüştü.

Kadiyanilik kurucusu Gulam Ahmed’in ölümünden sonra iki kola ayrıldı. Bir kısmı Gulam Ahmed’in nebi olduğunu iddia etti, diğer grupsa mehdi olduğu propagandası yaptı.

FETÖ ile Kadiyanilik arasındaki dikkat çekici benzerliklerden biride küresel ölçekli faaliyetleri. Kadiyanilerin, şimdiye kadar yerleştikleri ve merkez kurdukları ülkelerin sayısı 207’yi buluyor. Dünyadaki merkezlerin sayısı ise 1869. “Humanity First” adlı acil yardım kuruluşun resmi olarak kaydedildiği ülkelerin sayısı 23. 12 ülkede 36 hastanesi, 55 ülkede 650 dispanseri mevcut. Kadiyanilerin 11 ülkede yuva, ilkokul, ortaokul ve lise seviyesinde 505 eğitim kurumu bulunuyor. İnşa ettirdikleri cami sayısı ise 15.000’in üzerinde. “Maneviyat” adlı türkçe bir dergi de çıkaran hareket, “Muslim Television Ahmediyya International” adlı uluslararası bir televizyon kanalına da sahip. Kanalın programları muhtelif dillerde izlenebiliyor.

FETÖ ise Kadiyanilere göre daha geniş bir ağa ulaştı. Yurt, dersane, üniversite, süreli yayın, sivil toplum kuruluşları, gazete, televizyon ve finans kuruluşları ile 170 ülkeye sızmış durumda. Gülen’in FETÖ’yü Amerika’dan idare etmesi ile Kadiyaniliğin kendi faaliyelerinin daha ziyade Avrupa ve Amerika üzerinden yönetmesi bir diğer benzerlik.

Pakistan Dosyası

FETÖ’ye benzer bir başka yapılanma ise Pakistan’da hayat buldu. Muhammet Tahir-ül Kadri’nin kurduğu örgütün tohumları FETÖ ile aynı dönemde atıldı. 1981 yılında Lahor’da Minhacül Kur’an’ı kuran Tahir-ül Kadri, sonraki yıllarda sadece Pakistan’da 570 okul açtı. Sonrasında yurtdışına yayıldı. 90 ülkede sosyal, eğitim, kültürel, manevi faaliyetlerde bulunmak iddiasıyla okullar ve kolejler kurdu. Tıpkı FETÖ gibi Muhammet Tahir-ül Kadri’de dinler ve kültürler arası diyalog amaçlar doğrultusunda hareket etti. Lahor’da 1981’in Ekim ayında Dinlerarası Diyalog faaliyetlerini başlatan Uluslararası Minhacül Kur’an Örgütünü hayata geçirdi. Ardından yine aynı kentte Minhac Üniversitesini ve Minhac Yardım Vakfını kurdu. Dünyanın birçok şehrinde şubesi bulunan Uluslararası Minhacül Kur’an Örgütüne 2011’de Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi tarafından özel istişare statüsü verildi.

Tahir-ül Kadri 80’lerde yaptığı konuşmalar birçok din alimin tepkisini çekti. Dini söylemlerini FETÖ ile çok benzeşiyordu. Tahir-ül Kadri’de tıpkı Gülen gibi Peygamberimiz Hazreti Muhammed (S.A.V.) ile rüyasında görüştüğünü öne sürdü. Başlangıçta bir eğitim hareketi gibi başlayan Tahir-ül Kadri, sonrasında tıpkı FETÖ gibi Pakistan siyasetini dizayna soyundu.

Kanada’nın Toronto kentinde 7 yıl kaldıktan sonra Aralık 2012’de Pakistan’a döndü. Pakistan Halk Hareketi’nin lideri olan Tahir-ül Kadri, hükümet karşıtı bir kampanya yürüttü. Yolsuzlukları protesto kılıfı altında milyon kişilik yürüyüş adı verdiği eylemi başlattı. Onbinlerce kişi onun provokasyonu ile toplanarak Parlamento Binası’na yürüyüşe geçti. Tıpkı bizdeki “Gezi Kalkışması”’na benzer bir süreç yaşandı. Binlerce kişi, günler boyu Parlamento Binası önünde oturma eylemi yaptı. Protestocular Başbakanlık ofisine doğru ilerlemek üzere hareket etmesinin ardından çatışmalar başladı. 15’i kadın, 38’i polis olmak üzere toplam 294 kişi yaralandı. Ancak Tahir-ül Kadri ve onu destekleyen güçler Pakistan siyasetinde istediği sonucu elde edemedi. Hemde başta “CNN International” olmak üzere uluslararası medya tarafından yıldızının parlatılmasına rağmen.

FETÖ ile benzeşen örgütleri çoğaltmak mümkün. Tarikat, Allah’a ulaşma ve onu tanıma yollarından her birine verilen ad, ancak “Batı Dünyası” o yolları kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalıştı. Kimi zaman Batı’lı ajanların kurdukları, kimi zamansa devşirilen örgütler nedeniyle İslam coğrafyasının yüzü hiç gülmüyor. Türkiye ve Pakistan gibi demokrasi ile yönetilen ülkelere yerleştirilen zaman ayarlı örgütler emperyalizme hizmet ediyor. FETÖ gibi yapılar o hizmeti halen sürdürüyor. Kur’an-ı Kerim’i milletin elinden almaya çalışıyor. “Altın Nesil” adı altında “Katil Nesil” yetiştiriyor.

Bunların hepsi sadece Kur’an-ı Kerim’i yok etmek için mi?

İşte bu noktada başa dönmek gerekiyor. Yani 19.yüzyılın sonlarına. İngiliz Sömürgeler Bakanı William Ewart Gladstone’nun Kur’an-ı Kerim ile ilgili sözlerini hatırlamak icabet ediyor. Ne demişti Gladstone; ”Eğer bu kitabı Türklerin elinden alamazsak, onları asla yenemeyiz!”. ”Dünya kadar onun hafızı yetişir, her gün sabah okurlar ama bu bizim içimize ne anlatıyor? Ne zaman kitaptan kurtulacağız, ne zaman, ne zaman artık içimizin söylediği şeyleri dinleyeceğiz? Kitap bir rehberdir. Hep körler gibi birine arkadan takılarak gidilmez ki…” diyen FETÖ lideri Gülen, bu sözleri ile anlayan için kurulan kumpasın perde arkasını ifşa ediyor.

İşte asıl mesele bu. Yani, Kur’an-ı Kerim’i milletin elinden almak ve milletin bunun bilincinde olması şart. Batı destekli din kumpaslarına karşı Diyanet İşleri Başkanlığı’na çok önemli görevler düşüyor. Dinin iyi anlatılması ve sahtekarları deşifre edilmesi elzem. Ayrıca Kur’an-ı Kerim mealinin de ücretsiz olarak dağıtılması da önemli.

Bir görevde millete düşüyor. Kur’an-ı Kerim’i duvara asıp bırakmamak, okumak ve anlamak gerekiyor, çünkü Yüce Allah (C.C.) ilk vahiyde “İkra”, yani oku diye emrediyor. Ve tabi hıristiyanlıkta yapıldığı gibi bir ruhban sınıfına asla izin vermemek büyük önem taşıyor. İslam Dünyası’nın Batı’nın din kumpaslarından kurtulmasının belkide en önemli ilacı bu.

Ayrıca, bu konuya ek olarak ayrıntıları açıkladığım yazım olan “Siyonizm ve Kemalizm” de okumanı tavsiye ederim.  Bu yazımda Cumhuriyet tarihinin hemen öncesi ile sonrasında gelişen olayların perde arkası anlatılmaktadır.

Unutmayalım ki, “Zulm ile abat olanın, Ahireti berbat olur!”

“LA TAHZEN İNNALLÂHE MEAN”

Büyük Türkiye’nin Mücadelesi

Kût’ül-Amâre Nedir, Neden Unuttun? başlıklı yazımı da okuyabilirsiniz. Siyonizm ve İngilizlere karşı kazanılan en büyük zaferlerden biridir…